TÜRKİYE CUMHURİYETİ ORDUSU SURİYE’DEN DEFOL!
Gönderen komdev - October 23 2019 22:19:16
(Bu yazıdan önce, görece ayrıntılı bir analiz için, bu sitede yayımlanan 5 Mart 2016 tarihli “ORTADOĞU’DA EMPERYALİST YENİDEN-PAYLAŞIM SAVAŞI VE KOMÜNİST-DEVRİMCİ TUTUM” başlıklı yazımın okunmasını salık veririm.)

Türkiye Cumhuriyeti (TC) tarafından, gerek Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin gerekse Rusya’nın “izin” vermesi üzerine,  yapılan “Barış Pınarı Harekâtı” adı verilen saldırganlık ve işgal harekâtı sürüyor. ABD ve Rusya Federasyonu ve dolaylı olarak Baas rejimi hükümetleri ile politik İslamcı Erdoğan hükümeti arasında yapılan anlaşmalar nedeniyle Suriye’nin içinde bulunduğu durum daha da karmaşıklaştı. Suriye fiilen birkaç askeri ve politik nüfuz bölgesine bölünmüş bir coğrafyadır. Çok sayıda iç ve dış politik ve askeri oyunculu bir coğrafya. Suriye’de var olan durum çok yönlü ve çok etmenli kapsamlı ve ayrıntılı yeni bir politik ve askeri analizin konusu olmalıdır ama şimdilik genel çizgileriyle bir durum saptaması yaparak tutumumu açıklamakla yetineceğim. 

Haber Metni
(Bu yazıdan önce, görece ayrıntılı bir analiz için, bu sitede yayımlanan 5 Mart 2016 tarihli “ORTADOĞU’DA EMPERYALİST YENİDEN-PAYLAŞIM SAVAŞI VE KOMÜNİST-DEVRİMCİ TUTUM” başlıklı yazımın okunmasını salık veririm.)

Türkiye Cumhuriyeti (TC) tarafından, gerek Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin gerekse Rusya’nın “izin” vermesi üzerine,  yapılan “Barış Pınarı Harekâtı” adı verilen saldırganlık ve işgal harekâtı sürüyor. ABD ve Rusya Federasyonu ve dolaylı olarak Baas rejimi hükümetleri ile politik İslamcı Erdoğan hükümeti arasında yapılan anlaşmalar nedeniyle Suriye’nin içinde bulunduğu durum daha da karmaşıklaştı. Suriye fiilen birkaç askeri ve politik nüfuz bölgesine bölünmüş bir coğrafyadır. Çok sayıda iç ve dış politik ve askeri oyunculu bir coğrafya. Suriye’de var olan durum çok yönlü ve çok etmenli kapsamlı ve ayrıntılı yeni bir politik ve askeri analizin konusu olmalıdır ama şimdilik genel çizgileriyle bir durum saptaması yaparak tutumumu açıklamakla yetineceğim.  

Üçüncü emperyalist küresel yeniden paylaşım savaşına hazırlık
Çeşitli yazılarımda yıllardır vurgulaya geldiğim gibi, büyük emperyalist şirketler ve onların toplumun hemen her alanında temsilcileri olan emperyalist devletlerin yanı sıra bu şirketlerin ve devletlerin her ülkedeki işbirlikçileri olan şirketler ve devletler dünyanın yeniden paylaşımı için hazırlanıyorlar. Tekil ülkelerde ve bölgelerde yapılan askeri darbeler, kışkırtılan gerici iç savaşlar, bölgesel savaşlar ve dış politik ve askeri karışmalar böylesi bir hazırlık sürecinin biçimleridirler. Petrol ve doğal gaz kaynaklarının ve bunların ulaşım yollarının yanı sıra su kaynaklarının da denetim altına alınması, özellikle savaş sanayi şirketlerinin pazar gereksinimlerinin karşılanması, Siyonist İsrail devletinin savunulması bakımından “Ortadoğu” denilen coğrafyanın ne denli bir önem taşıdığını en azından 20.Yüzyılın başından bu yana yaşanan olaylar göstermeye yeter.   

Suriye’de süren askeri ve politik rekabet, dış saldırganlık ve iç savaş böylesi bir kapitalist-emperyalist savaşımın öğeleri olarak görülmelidir. ABD emperyalizmi ve emperyalist Rusya Federasyonu bu savaşımın başoyunculardır. Avrupa Birliği (AB) gibi emperyalist örgütlenmeler ve TC, İran, Siyonist İsrail devleti ve Baas rejimi gibi bölgesel güçler “karakter” oyunculardır. Vurgulayarak geçeyim: Suriye’nin içinde bulunduğu durumu, diğer şeylerin yanı sıra, özel olarak ABD emperyalizminin genişletilmiş Ortadoğu inisiyatifi (1) çerçevesinde de irdelemek gerekir.

Kürt ulusal hareketi devletlerarası bir karakter taşır
Her (parçalanmış) ulus, hareketi ister tekil bir devletin sınırları içinde kalsın, isterse bu devletin sınırlarını aşsın kendi politik yazgısını belirleme hakkına sahiptir. Kürt ulusal sorunu devletlerarası bir karakter taşır. Bu nedenledir ki, Kuzey Suriye’deki Kürt hareketi, Kürtler Suriye devleti içinde henüz bir ulus kimliği kazanmamış olmakla birlikte, bir ulusal hareket olarak görülmelidir.

Ezilen/sömürge ulusların/halkların hareketlerinin/örgütlerinin kurtuluş savaşımlarında şu ya da bu gerici ve emperyalist güçle uzlaşıcı bir politik strateji izlemeleri komünist-devrimci bakış açısından anlaşılabilir. Ulusal hareketlerden,  onların arasında sosyalist olduklarını savlayanlar olsa bile, Marksist-Leninist (komünist-devrimci) tutum takınmaları beklenemez. Ama uzlaşıcı bir politik strateji izlemekle emperyalist politikanın aleti olma durumu arasında da ayrım yapılmalıdır. Kendi politik yazgısını belirleme hakkını kullanması sürecinde bir ulusal hareketin ya da bu hareketin bir parçasının emperyalizmin politikasının bir aleti olması komünist-devrimci bakış açısından kabul edilemez.

Emperyalizm satar
Partiya Yekîtiya Demokratik (PYD, Demokratik Birlik Partisi) Kuzey Suriye’de ya da Güney-Batı Kürdistan’da Kürt etnik kimliği temeline dayanan politik bir yapı kurma politikası izleye geldi.  Suriye sınırları içinde yaşayan Kürtlerin kendi politik geleceklerini belirleme hakkı ilkesini savunan biri olarak, Kobani (Ayn el Arab) direnişini izleyen yıllarda PYD’nin politik çizgisinde ve ittifak politikasında desteklenmesi olanaksız olan değişiklikler olduğunu saptadım. PYD’nin Kobani dönemindeki politik çizgisi ve politik ve askeri pratiği geçmişte kaldı. Kobani direnişinden sonra, diğer şeylerin yanı sıra,  PYD-ABD ilişkileri de değişti. Sahip olduğum bilgiler çerçevesinde saptıyorum ki, ABD tarafından PYD’ye verilen sınırlı sayılabilecek politik ve askeri desteğin yerini politik ve askeri işbirliği ya da bağlaşıklık ilişkisi aldı. “Rojava devrimi” yerini ABD emperyalizmiyle işbirliğine ve “Rojava reformu”na bıraktı.

ABD emperyalizmi, para ve askeri eğitimin yanı sıra, silah başta olmak üzere, askeri araç ve gereç bakımından desteklediği PYD’yi kendi emperyalist çıkarlar gereği yüzüstü bıraktı. Kürt halkı bir kez daha emperyalist ve gerici devletlerin ve onlarla işbirliği yapan temsilcilerinin tüccarvari politikalarının mağduru oldu! PYD, TC’nin işgal harekâtı ve ABD ve Rusya Federasyonu’nun TC ile yaptıkları anlaşmalar nedeniyle Kobani direnişinden bu yana elde ettiği “Rojava devrimi”nin kazanımlarını şimdilik büyük ölçüde yitirdi. “Şimdilik”  sözcüğünü kullanıyorum çünkü Partiya Karkerén Kurdistan (PKK)’nın ve PYD’nin ulusal reformcu politik çizgiyi bırakıp ulusal devrimci bir politik çizgi izlemeleri durumunda yitirilen birçok kazanım geri kazanılabilir. Ne var ki, PKK’nın 1990’lı yılların başlarında Kuzey Kürdistan’da ulusal devrimci çizgiyi terk edip ulusal-reformcu çizgiyi uygulamaya başlamasından bu yana geçen yıllar böylesi bir politika değişikliğin gerçekleşebileceği konusunda ümit verici değil.

Yazıyı girişte okunmasını önerdiğim yazıdan iki paragrafla bitiriyorum:

“Savaşa ve gerici iç savaş (2) tehlikesine karşı tutum ve görevler
Veriler, belirleyici kara savaşları olmaksızın Suriye’de süren savaşın kısa sürede sona erme olasılığı olmadığına işaret ediyor. Bölgesel emperyalist yeniden-paylaşım savaşına militanca karşı çıkan komünist-devrimciler,  TC’nin de dolaysız olarak taraf olacağı olası bir kara savaşının çıkmasını önleme politikası izlerler. Var olan savaş-karşıtı eylemlere devrimci bir karakter kazandırmaya çalışmak da komünist hareketi oluşturan komünist örgütlerin, çevrelerin ve bireylerin görevleri arasındadır.  Bu amaçla, dünya ölçeğinde ve bölge devletlerindeki, özellikle savaşı yürüten devletlerdeki, komünist-devrimcilerle, savaş-karşıtı olan bütün ilerici güçlerle ilişki kurarak, var olan ilişkileri sağlamlaştırarak, savaş-karşıtı savaşımın uluslararası karakterini güçlendirmeye çalışırlar.

TC’nin dolaysız olarak taraf olacağı bir kara savaşının önlenememesi durumunda, komünist-devrimciler ‘kendi’  devletlerinin de öznesi olduğu gerici savaşı, kapitalist Türk devletinin yenilgisini ve yıkılmasını amaçlayan devrimci bir iç savaşa dönüştürme politikası uygularlar. Bu savaş TC devletinin sınırları içinde sürüyor olsa bile.  Yurt savunması adı altında, gerici-emperyalist bir savaşta gerici TC’nin desteklenmesi kabul edilemez. Savaşın hangi devletin sınırları içinde sürdüğü, orduların nerede bulundukları ikincil bir sorundur. Sorunun özü, savaşı hangi sınıfların ve devletlerin hangi sınıfsal çıkarlar,  amaçlar ve politikalar için yaptıklarıdır. (3) Olası bir kara savaşının Türkiye ve Kuzey-Kürdistan’a yayılması durumunda, komünist-devrimciler, emperyalist-gerici saldırganlığa karşı yurt savunması görevini üstlenirler ve savaşı anti-emperyalist devrimci savaşa dönüştürme politikasını uygulamayı sürdürürler.”

KÜRDARA AZADİ!

AZADİYA MİLLETAN YEK BUNA HELKAN!

KAHROLSUN EMPERYALİZM VE SÖMÜRGECİLİK!

A.H.Yalaz
23 Ekim 2019

-------------------

(1) Genişletilmiş Ortadoğu İnisiyatifi (GOİ) konusunda ayrıntılı bilgi ve analiz için, Ekim 2004 ve Şubat 2005 tarihlerini taşıyan “BİR EMPERYALİST YENİDEN YAPILANDIRMA PROJESİ: GENİŞ ORTADOĞU İNİSİYATİFİ ” başlıklı yazılarımın okunmasını öneririm.

(2) ‘Kuzey-Kürdistan’da TC Sömürgeciliğine Karşı Direniş Savaş’ı ’  başlıklı yazıda yazdığım gibi “ Kuzey-Kürdistan’da süren ve temel olarak bir kent savaşı özelliği taşıyan savaş, klasik anlamda bir iç savaş değildir. Bu savaş, TC açısından bir sömürge savaşı niteliği taşırken, Kürt ulusu ve Kürt ulusal hareketi açısından sömürgeci boyunduruğa karşı ulusal direniş savaşıdır.”

Genel olarak ulusal soruna, özel olarak Kürt ulusal sorununa ilişkin görüşlerim hakkında ayrıntılı bilgi edinmek için, yukarıda gönderme yapılan yazının yanı sıra, bu sitedeki  (www.bilimselsosyalizm.net) “Ulusal Sorun ve Komünist Örgütlenme ” başlıklı kitapçığa ek olarak,  ‘Sömürgeci Türk Devleti Kürdistan’dan Defol! ’  ve “Kürt ulusunun kendi politik kaderini tayin hakkı ve  ‘barış süreci ’” başlıklı yazıların okunmasını öneririm.

(3) Savaş ne zaman yurt savunması için yürütülen bir savaştır, ne zaman gerici bir savaştır? TC’nin bir kara savaşına dolaysız olarak katılma riskinin var olduğu verili durumda sorulması ve yanıtlanması gereken temel soru savaşı hangi sınıflar, devletler vb. hangi amaçlar için yapıyorlar sorusudur. Örneğin, büyük bir askeri başarı olarak kabul edilen Çanakkale Savaşı, kendini ‘sol’ olarak tanımlayan çevrelerde bile sanıldığının tersine, Osmanlı İmparatorluğu için bir yurt savunması değil, emperyalist-gerici bir savaştı.  Neden mi? Çünkü Osmanlı İmparatorluğu Birinci Emperyalist Yeniden Paylaşım savaşını yürüten iki emperyalist ittifaktan biri içinde yer alıyordu. Çanakkale Savaşı bu emperyalist yeniden paylaşım savaşının bir evresiydi. Vurgulamayalım ki, yurt savunması üzerine komünist tutum ayrıntılı olarak ele alınması gereken teorik bir sorundur da.