KÜRT ULUSAL SORUNU ve PKK’NIN TASFİYESİ ÜZERİNE
27 Şubat 2025’te Abdullah Öcalan’ın yaptığı çağrı üzerine, Partiya Karkerên Kurdistan (PKK), yani Kürdistan İşçi Partisi, 5-7 Mayıs 2025 tarihlerinde yapıldığı açıklanan 12. Kongre’de kendini feshetme kararı aldı. Bir başka deyişle PKK adıyla yürütülen politik savaşıma son verildiği açıklandı. PKK tasfiye edildi.
Öcalan’ın çağrısı ve fesih kararı çok yönlü olarak değerlendirilmelidir. Örneğin, çağrı ve karar ulusların kendi politik kaderlerini tayin etme hakkı ilkesi bakımından irdelenebileceği gibi, “Büyük Ortadoğu Projesi” olarak tanımlanan emperyalist yeniden yapılandırma projesi, (1) özellikle de bu projenin Suriye ayağı bakımından da irdelenebilir. Kürt ulusal sorunu, dolayısıyla Kürt ulusal hareketi, devletlerarası bir karakter taşır. Bu nedenledir ki Suriye’deki Kürt hareketi “Ortadoğu” Kürt ulusal hareketinin bir parçasıdır.
Öcalan’ın çağrısının içeriği, çağrıyı izleyen olaylar ve PKK’nın tasfiye edilmesi kararı, Türkiye Cumhuriyeti (T.C.), ABD emperyalizmi ve diğer bazı emperyalist devletlerle anlaşma yapıldığını gösteriyor. Anlaşma ve işbirliğinde öylesine ileri gidilmiş ki Öcalan ulusların kendi kaderini tayin etme hakkının her biçimini reddetme noktasına geldi.
Bu yazıda çağrı ve kararı Kürt ulusunun kendi politik kaderini tayin etme hakkı çerçevesinde ele alacak ve esas olarak şu soruya yanıt vereceğim: Kürt komünistlerinin ve Türk ve diğer etnik kökenlerden komünistlerin PKK'nın silah bırakması ve tasfiyesine karşı tutumu ne olmalıdır? Gelecek yazı ya da yazılarda genel olarak dünya politikası, özel olarak da “Ortadoğu” politikası ve “Büyük Ortadoğu Projesi” açısından PKK'nın tasfiyesinin anlamı ve önemi üzerinde duracağım. (2)
Sorunun irdelenmesine PKK’nin ideolojik-politik karakteri üzerinde bazı saptamalar yaparak başlayayım. Burada PKK’nın öncelleri (Apocular, vb.) üzerinde durmayacağım. PKK’nın Kürt ulusal hareketinin diğer bileşenlerine ve ortak savaşımı ve ortak örgütlenmeyi savunan komünist-devrimci ve devrimci-demokrat örgütlere, rakip gördüğü diğer politik örgütlere, çevrelere vb. karşı bir dönem takındığı karşı-devrimci saldırgan tutumu üzerinde de duracak değilim. Parçalanmış bir coğrafyanın birleştirilmesi amacıyla savaşımını Kuzey Kürdistan’dan Kürdistan’ın diğer parçalarına genişleten PKK, süreç içinde önemli değişiklikler geçirdi, dönüşüme uğradı. PKK, ulusal-devrimci veya yurtsever-devrimci milliyetçi bir çizgi izleyen bir partiden, tarihsel bir dönüm noktası belirtmek gerekirse, 17 Mart 1993’te ilan ettiği ateşkesten başlayarak ulusal-reformcu bir çizgi izleyen bir partiye dönüştü. Bu konuyu ve diğer kimi konuları da bu yazının kapsamı dışında tutuyorum. (3)
PKK, 27 Kasım 1978’de bilimsel sosyalizmden etkilenmiş yurtsever-devrimci kadrolar tarafından kuruldu. Onun kendini işçi sınıfı partisi olarak tanımlaması bu etkilenmenin bir göstergesidir. PKK işçi sınıfına dayanan sosyalizm anlayışını savunan bir parti olarak değil, yurtsever Kürt-milliyetçisi bir parti olarak Türkiye ve Kuzey Kürdistan coğrafyasında politik savaşıma başladı. Bu nedenledir ki sınıf örgütlerini değerlendirirken kullanılan ölçütler, özellikle de komünist örgütlere uygulanan “ölçütler”, PKK gibi milliyetçi örgütlere ilişkin politik değerlendirme yapılırken kullanılamaz.
Kendine Kürdistan İşçi Partisi adını vermiş olan örgütün Türkiye ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kalan Kuzey Kürdistan’daki işçi sınıfı arasında ciddiye alınır bir ideolojik-politik etkisi ve örgütlenmesi söz konusu değildi. PKK’nın temsil etme iddiasında olduğu Kürdistan işçi sınıfı, özellikle de Kürt kökenli işçilerin büyük bir çoğunluğu, Kürt illeri olarak tanımlanabilecek illerde değil, Kürt nüfusunun ve Kürt olan işçilerin azınlıkta olduğu büyük sanayi ve ticaret merkezlerinde emek-gücü pazarına katılıyordu. Kürt kökenli işçiler diğer etnik kökenli işçilerle birlikte oralarda kapitalist anlamda sömürülüyor, oralarda sendikal ve politik olarak örgütleniyor ve oralarda sınıf çıkarlarını savunmak için eylem yapıyordu.
Gelelim yanıtlanması gereken başlıca sorulara. Abdullah Öcalan’ın çağrısı ve PKK’nın, en azından PKK adını kullanmaktan vazgeçmesi anlamında, kendini tasfiye etme kararı alması ne anlama gelmektedir? Komünist-devrimcilerin bu konulara ilişkin tutumu ne olmalıdır?
Abdullah Öcalan’ın çağrısı ve PKK’nın kendini tasfiye etmesini Kürt ulusunun kendi politik kaderini tayin etme hakkı ilkesinin kullanılması çerçevesinde ele alıyorum. Kendi politik geleceğini nasıl belirleyeceği sorunu, Kürt ulusunun, özel olarak onun örgütlü temsilcisinin, karar alabileceği bir sorundur. Kürt ulusu ve Kürt ulusal hareketinin başat örgütlü temsilcisi ya da temsilcileri tarafından alınan silah bırakma ve ulusal örgütünü tasfiye etme kararına “Böyle bir karar almaya hakkınız yok, savaşa devam!” deme hakkına sahip olanlar yalnızca Kürt ulusunun üyeleri olabilir. PKK’nın, Kürt ulusunun, dolayısıyla kendisinin kaderini belirleme konusunda aldığı karara ilişkin olarak farklı görüşlere sahip olanlar, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin etme hakkı ilkesini kayıtsız koşulsuz olarak savunurken, bu hakkın kullanılma biçimine karşı çıkabilirler.
Kendimi komünist-devrimcilerin almaları gereken tutumla sınırlayacak olursam, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin etme hakkı ilkesinin kayıtsız koşulsuz olarak savunulması, alınan kararın kayıtsız koşulsuz olarak desteklenmesi anlamına gelmez. Evet, ilke kayıtsız koşulsuz savunulmalı; ama onun gerçekleşme biçiminin kayıtsız koşulsuz savunulması söz konusu olamaz. Bu konuda Kürt olan komünist-devrimcilerle, Kürt-olmayan komünist devrimcilerin benimseyecekleri tutum arasında kesin bir ayrım yapılmalıdır. Birinciler alınan karara en sert biçimde karşı çıkabilirler; ama ikinciler, esas olarak, bu kararın Kürt ulusunun özgürlüğü, genel olarak politik özgürlük ve sosyalist savaşım bakımından taşıdığı anlamı ve olası sonuçları üzerinde dururlar.
PKK, Kürdistan’ın Güney Kürdistan dışındaki parçalarında Kürt etnik kökene sahip toplumsal sınıf ve katmanların ulusal hareketinin başat temsilcisidir. Abdullah Öcalan da Güney Kürdistan’ı dışarıda tutarsak, Kürt ulusal hareketi içinde yer alan Kürtler tarafından ulusal önder olarak kabul edilir. “Kürt ulusunun kendi politik kaderini tayin hakkı ve ‘barış süreci’” başlığını taşıyan 7 Nisan 2013 tarihli yazıda şöyle yazdım:
“İster destekleyelim, ister karşı çıkalım, on yıllardır sömürge boyunduruğu altında tutulan Kürt ulusunun ulusal hareketinin önderliğini PKK yapmaktadır. Onun önderi de Abdullah Öcalan’dır. Haziran 1989’da yazdığım ‘Ulusal Sorun ve Komünist Örgütlenme’ başlıklı kitapçığın Önsöz’ünde şunu okuyoruz: ‘… 12 Eylül sonrası dönemin, ulusal sorun bakımından en önemli olayının Partiya Karkerén Kurdistan (PKK)’nın önderliğinde Kuzey Kürdistan’da başlatılan ve beş yıldır süregelen gerilla savaşı olduğu da bir gerçek …’ PKK, 1984 Ağustos’undan 1993 Mart’ına kadar ulusal-devrimci bir gerilla savaşı ve kitle savaşımı yürüttü. Mart 1993’ ten sonra ulusal-devrimci politik çizginin yerini ulusal-reformcu bir çizgi aldı. Bu tarihten sonra, gerilla savaşı ve kitle savaşımı azami ulusal-devrimci özgürlükçü amaçlar için değil, sınırlı ulusal haklar için yürütülegeldi.”
“Kürt ulusunun kendi politik kaderini tayin etme savaşımı bugün ‘barış süreci’ olarak nitelenen bir aşamaya ulaştı. Söz konusu olan, Kürt ulusunun kendi politik kaderini tayin hakkının olası gerçekleşme biçimlerinden biridir. PKK tarafından temsil edilen Kürt ulusal hareketi ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki görüşmeler ve henüz hukuksal bir temele oturmamış da olsa yapılan anlaşma ya da uzlaşma, herhangi bir iç savaşın ‘barış’ yapılarak sona erdirilmesi çerçevesinde değil, bir ulusun kendi politik kaderini tayin etme hakkının kullanılması çerçevesinde değerlendirilmelidir.”
“Kürt olmayan, özellikle Türk etnik kökenli olan komünist-devrimcilerin var olan gelişmeler karşısında politik tutumu ne olmalıdır? Üyelerinin etnik bileşiminden bağımsız olarak, ulusal kimlik sınırlarını zaten aşmış olan komünist-devrimci örgütler ideolojik-politik tutumlarını almalıdırlar. Bu örgütler, yaşanan sürece karşı tutum alabilir, ve karşı propaganda ve ajitasyon yapabilirler. Enternasyonalist olan komünist örgütlerin örgüt olarak tutumlarıyla, farklı etnik kökenlere sahip olan üyelerin takınacakları bireysel tutum arasında ayrım yapılmalıdır. Kürt kökenli olan komünistler, Kürt ulusunun politik kaderinin, hâlâ bir olasılık olan, bugünkü gerçekleşme biçimine karşı ajitasyon yapabilecekleri halde, örneğin, ezen ulus olan Türk ulusundan olan komünist-devrimcilerin böyle bir hakları yoktur.”
Ulusal hareketlerin ya da milliyetçi örgütlerin, kendi kaderlerini tayin etme hakkını kullanma savaşımlarında, emperyalist devletlerle ve yerel ya da bölgesel gericilikle uzlaşmaları, hatta işbirliği yapmaları ideolojik-politik karakterleri ve politik amaçları bakımından anlaşılır bir şeydir. “Türkiye Cumhuriyeti Ordusu Suriye’den Defol!” başlıklı yazıdan (23 Ekim 2019) okuyalım:
“Ezilen/sömürge ulusların/halkların hareketlerinin/örgütlerinin kurtuluş savaşımlarında şu ya da bu gerici ve emperyalist güçle ilişkide uzlaşıcı bir politik strateji izlemeleri komünist-devrimci bakış açısından anlaşılabilir. Ulusal hareketlerden, onların arasında sosyalist olduklarını savlayanlar olsa bile, Marksist-Leninist (komünist-devrimci) tutum takınmaları beklenemez. Ama uzlaşıcı bir politik strateji izlemekle emperyalist politikanın aleti olma durumu arasında da ayrım yapılmalıdır. Kendi politik yazgısını belirleme hakkını kullanması sürecinde bir ulusal hareketin ya da bu hareketin bir parçasının emperyalizmin politikasının bir aleti olması komünist-devrimci bakış açısından kabul edilemez.”
Bitirirken vurgulamak isterim ki komünist-devrimciler, kısaca belirtmek gerekirse, zengin yerüstü ve yeraltı kaynaklarına sahip olan olabildiğince geniş bir coğrafyada ve olabildiğince kalabalık bir nüfusla sosyalist toplum kurma programını gerçekleştirmeye çalışırlar. Herhangi bir ulusun kendi politik kaderini tayin etmesi sorunu, kapitalizme karşı sosyalist devrim savaşımı sürecinde ikincil bir sorundur. Her etnik kökenden proleterlerin ve yarı-proleterlerin kapitalist sınıfa karşı sınıf savaşımının örgütlenmesi komünist-devrimcilerin başat görevidir. İşçi sınıfına dayanan sosyalizm anlayışını savunanların bu görevi ikincil plana itmeleri komünist-devrimci bakış açısından kabul edilemez.
A. H. Yalaz
18 Mayıs 2025
--------------
(1) Bu projeye ilişkin olarak “Bir Emperyalist Yeniden Yapılandırma Projesi: Geniş Ortadoğu İnisiyatifi” (Ekim 2004 ve Şubat 2005) başlıklı yazının (www.bilimselsosyalizm.net) okunmasını salık veririm.
(2) 25 Ekim 2007’de yazdığım “Sömürgeci Türk Devleti Kürdistan’dan Defol!” başlıklı yazıda (www.bilimselsosyalizm.net) bu konuya dikkat çekiyordum: “Geçerken işaret edeyim ki, PKK’nın Ortadoğu denilen bölgede oynadığı politik ve askeri rol uluslararası ilişkiler açısından ayrı ve çok yönlü olarak çözümlenmeli ve değerlendirilmelidir. Örneğin, ABD emperyalizminin Geniş Ortadoğu İnisiyatifi denilen emperyalist projede ona biçilen rolün ne olduğu gibi. Örneğin, İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı ABD emperyalizminin politikasıyla PKK’nın politik ve askeri varlığı arasındaki ilişkinin niteliği gibi.”
(3) Genel olarak ulusal soruna, özel olarak Kürt ulusal sorununa ilişkin görüşlerim hakkında ayrıntılı bilgi için www.bilimselsosyalizm.net sitesindeki “Ulusal Sorun ve Komünist Örgütlenme” başlıklı kitapçığın (1989/2006) ve şu yazıların okunmasını öneririm: “Sömürgeci Türk Devleti Kürdistan’dan Defol!” (25 Ekim 2007); “Kürt ulusunun kendi politik kaderini tayin hakkı ve ‘barış süreci’” (7 Nisan 2013); “Kuzey Kürdistan’da T.C. Sömürgeciliğine Karşı Direniş Savaşı” (22 Aralık 2015); “Türkiye Cumhuriyeti Ordusu Suriye’den Defol!” (23 Ekim 2019)

