KAHROLSUN SİYONİST-EMPERYALİST SALDIRGANLIK!

“Ortadoğu” denilen coğrafyada yaşanan şey Siyonist İsrail Devleti’yle teokratik İran İslam Cumhuriyeti arasındaki savaşın ötesinde bir olgudur. Bu savaşın kapsamlı bir analizi çok sayıda aktörün oynadığı farklı rollerin değerlendirilmesini ve birçok etmenin kullanılmasını gerektiriyor; ama bu yazıda, ayrıntılar içinde kaybolmaksızın, dikkati sorununun özü üzerinde toplamaya çalışarak genel bir tablo çizmekle yetineceğim.

Sorunu hangi teorik-politik çerçevede ele almak gerekir? Uzun yıllardır vurgulaya geldiğim gibi büyük kapitalist-emperyalist devletler ve yeni-sömürge veya bağımlı ülkelerdeki emperyalizm ile işbirliği yapan devletler, petrol ve doğalgaz kaynakları başta olmak üzere, dünyadaki hammadde kaynaklarının, pazarların, nüfuz alanlarının yeniden paylaşılması için kapitalist-emperyalist rekabet içindedirler. Onlar, aynı zamanda, yüksek bilimsel ve teknolojik bilgiyi ve deneyimi temsil eden  “insan kaynaklarını” da (yeniden) paylaşmak istiyorlar. Bu amaçlarını gerçekleştirmek için birbirlerine karşı ittifaklar kuruyorlar, yüksek bir tempoyla üçüncü bir küresel emperyalist yeniden paylaşım savaşına hazırlanıyorlar. Büyük emperyalist devletlerarasında dolaysız bir savaşa dönüşmemiş olsa da üçüncü yeniden paylaşım savaşı 1945 yılında biten ikinci yeniden paylaşım savaşından bu yana bölgesel savaşlar, iç savaşlar, askeri darbeler, vb. biçimler alarak sürüyor. 

Siyonist İsrail devletinin teokratik İran devletine saldırmasıyla başlayan gerici savaş da bu çerçevede ele alınmalıdır. Bu savaş iki devlet arasındaki savaştan öte bir şeydir. Bu savaş Amerika Birleşik Devletleri (ABD) emperyalizmi, kimi diğer emperyalist devletler ve bölgesel işbirlikçileri tarafından savunulan ve gerçekleştirilmeye çalışılan  “Büyük Ortadoğu Projesi” denilen emperyalist projenin yeni bir aşamasıdır. Bu projeye ilişkin olarak Ekim 2004’te ve Şubat 2005’te iki bölüm olarak yazdığım  “Bir Emperyalist Yeniden Yapılandırma Projesi: Geniş Ortadoğu İnisiyatifi” başlıklı yazıdan okuyalım: 

21.yüzyılı Amerikan yüzyılı yapma planının gerçekleşebilmesi için dünya enerji kaynaklarının denetimini ele geçirmek bir olmazsa olmazdır. Dünya ve “büyük” Ortadoğu ölçeğinde en büyük ve en etkili emperyalist güç olan Amerika Birleşik Devletleri, bölgedeki devletlerarası ve devletler-içi ilişkileri kendi emperyalist tekelci sermaye katmanının, özellikle petrol ve silah tekellerini kontrol eden sermaye gruplarının sınıfsal çıkarları ve kendi öz devlet çıkarları için her zaman “düzene” sokmaya çalışmıştır. ABD yönetiminin kontrolünü elinde tutan “yeni tutucular” (siz ABD emperyalizminin en gerici, en saldırgan temsilcileri diye okuyunuz) Fas’tan başlayan ve Afganistan’ı da içine alan büyük bir coğrafyanın politik, ekonomik ve kültürel yeniden yapılandırılmasını gerçekleştirmeye çalışıyorlar… Dünyanın en büyük enerji kaynaklarının bulunduğu son derece geniş bir coğrafyanın politik haritasını yeniden çizmek istiyorlar… Özcesi, ABD, demokratikleşme maskesi ardında, Kuzey Afrika’dan Orta Asya’ya dek uzanan bölgenin petrol ve doğalgaz zenginliği ve pazarları üzerindeki hâkimiyetini güçlendirmek ve askeri üs ve tesisler ağını genişletmek istiyor. (1)

Sözü edilen savaşın İsrail-İran savaşı olarak adlandırılması yanıltıcıdır. Dolaysız olarak savaşan devletler, savaştan doğrudan etkilenen halklar ve coğrafyalar söz konusu olduğunda doğru gibi görünen bu adlandırma, savaşan tarafların küresel ya da bölgesel ölçekte kimi bağlaşıklara sahip olduğu gerçeğini gölgeliyor. “Büyük Ortadoğu Projesi”nin ayrılmaz unsurlarından birinin İsrail devletinin varlığını sürdürmek, güvenliğini sağlamak ve devlet olarak onu güçlendirmek olduğu hesaba katıldığında bu durum özellikle Siyonist İsrail devleti için geçerlidir.

Savaşın yalnızca İsrail Devleti’yle İran İslam Cumhuriyeti arasında yapılan bir savaş olmadığını unutmaksızın saptanmalıdır ki savaş her iki taraf açısından da gerici bir savaştır. İsrail ve İran gibi ülkeleri ya da coğrafya parçalarını adlandırmak için kullanılan İran ve İsrail gibi isimler yerine savaşın devletlerarasında sürdüğüne vurgu yapmak gerekir. Savaşan devletlerin ideolojik-politik karakterleri nedir? Hangi toplumsal sınıfları ve katmanları temsil ediyorlar? Bu ve benzeri sorulara yanıt vermeksizin savaşa ilişkin olarak doğru bir politik tutum alınamaz. İsrail Devleti Siyonist gerici bir devlettir. İran İslam Cumhuriyeti teokratik gerici bir devlettir. Her iki devlet de kurulu oldukları ülkelerdeki ekonomik, politik ve ideolojik-kültürel olarak egemen olan sömürücü ve baskıcı toplumsal sınıfları ve katmanları temsil ederler, sömürülen ve ezilen işçi sınıflarını, kentin ve kırın yoksullarını vb. değil.

Kendilerini sosyalist vb. olarak tanımlayan kimi politik örgütler ve çevreler, haklı olarak, İsrail Devleti’nin Siyonist gerici bir karaktere sahip olduğu, dolayısıyla bu devletin baş saldırgan olarak başlattığı savaşın da gerici olduğu konusunda duraksama göstermiyorlar. Ama 1979’daki İran Devrimi’ni bir karşı-devrime çeviren gerici “mollaların” devlet hiyerarşisinin kumanda mevzilerini kontrol ettikleri İran İslam Cumhuriyeti’nin haklı bir savaş yürüttüğünü ve desteklenmesi gerektiğini savunuyorlar. Yaklaşık 50 yıl sonra “üç dünyacılık” hortladı! 

Savaşan devletler ve onların bağlaşıkları, özellikle İsrail Devleti’nin en büyük destekçisi ABD emperyalizmi, söz konusu olduğunda desteklenmesi gereken bir taraf olmadığına göre ne yapılmalı? Savaşan devletler başta olmak üzere, “Ortadoğu” ölçeğinde ve yine başta ABD olmak üzere emperyalist devletlerde ve bütün ülkelerde özellikle Siyonist İsrail Devleti’ni ve ABD emperyalizmini hedef olarak belirleyen anti-emperyalist savaşım yaygınlaştırılmalıdır. Başta Siyonist İsrail Devleti ve ABD emperyalizmi olmak üzere savaşan taraflardan savaşa derhal son vermeleri talep edilmelidir. Ama unutulmamalıdır ki İsrail Devleti’nde ve İran İslam Cumhuriyeti’nde politik iktidar sahiplerine karşı özgürlük ve sosyalizm savaşımı yürütülmeksizin küresel düzeyde yürütülecek bir savaşım istenen sonucu vermez.
  
Bu savaşta 12’den vurulacak hedef Siyonist İsrail Devleti- ABD emperyalist ittifakıdır. Özellikle “Ortadoğu” halklarının çıkarları için, bu savaşta emperyalist-Siyonist saldırganların yenilgiye uğramaları tercih edilir. Küresel ve yerel ölçekte yürütülen sosyalist savaşımın çıkarları da bunu gerektirir. 

Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlerden savaşın derhal durdurulması için girişimde bulunmaları talep edilmelidir. ABD üslerinin ve Kürecik Radar üssünün Siyonist-emperyalist saldırganlık için kullanılmasına izin verilmemelidir. NATO üsleri kapatılmalıdır. 

İşçi sınıfına dayanan sosyalizm anlayışını savunan politik partiler, örgütler, çevreler ve bireyler uzun yıllardır ihmal edilen anti-emperyalist savaşımı yaygınlaştırmakla yetinemezler. Küresel ve bölgesel emperyalist ve diğer gerici savaşların devrimci savaşım ve devrimler yoluyla engellenmesi perspektifine sahip olmaları gereken politik güçler olarak, onlar var olan durumundan yararlanarak sosyalizm için kapitalizm karşıtı sosyalist propaganda ve ajitasyonu da ilkeli olarak yürütmek göreviyle karşı karşıyadırlar. “Ya sosyalizm, ya kapitalist barbarlık!” şiarı yerkürenin her köşesinden yankılanmalıdır.

A. H. Yalaz
18 Haziran 2025
----------------------------------

(1) Yazıda sözü edilen bölgenin bugün içinde bulunduğu durumun daha iyi analiz edilebilmesi ve anlaşılabilmesi için yazının okunmasını öneririm.